ANLAMLAR, ETİKETLER, SINIFLANDIRMALAR

Anlamlar, etiketler

Anlamlar, etiketler

Hiç dikkat ettiniz mi,  gün içinde ne kadar çok şeye anlam yüklüyoruz, ne kadar çok şeyi etiketliyoruz ve sınıflandırıyoruz? Peki, bunları neye göre yapıyoruz?
Mesela çevremizde gördüğümüz pek çok şey bizim bilinçli tarafımızın değil, bilinçaltımızın yönlendirmesiyle anlam buluyor.
Biz kendi seçimlerimizi yaptığımızı sanıyoruz ama aslında seçim yaptırılıyoruz.
Birileri bizim bilinç altımıza müdahale ediyor, algılarımızı ve yargılamızı biçimlendiriyor, yönlendiriyor.
Son yılların moda deyimiyle hepimiz az ya da çok bir ‘algı operasyonu’na ya da ‘subliminal mesajlara’ maruz kalıyoruz.
Düşündüğümüzü, düşünerek hareket ettiğimizi sanıyoruz ama aslında birçok düşüncemizin arkasında kalıp yargılar, ön yargılar var.
Örneğin üstün zekalı insanların, öğrenme konusunda hiç problem yaşamadığını, hatta birçok bilgiye doğuştan sahip olduğunu düşünüyoruz. Oysa onlar da hepimiz gibi öğrenmeye, anlamaya ihtiyaç duyarlar. Sadece birçok insandan daha hızlı öğrenebilir ve uzun süreli hafızlarında tutabilirler. Farklı alanlarda yetenekleri olabilir, değişik ilgi alanlarına eğilimleri vardır ama onlar da yetenekleri olsa bile kuralları öğrenmek durumundadırlar. Örneğin tenis sporuna yatkınlığı olan bir birey sporun kurallarını öğrenmezse, sadece iyi bir seyirci olmaktan öteye gidemez.

Bunun gibi ilginç yargılarımız var. Mesela, doktorlar hasta olmaz zannediyoruz ama oluyorlar. Mühendisler bütün makinelerin dilinden anlar, onların evinde hiçbir şey arızalanmaz. Psikologlar asla strese girmez, girse de neyin ne olduğunu bildiği için başa çıkmayı da bilir. Öğretmenler ise her şeyi bilir ve onların çocukları anne babaları öğretmen olduğu için çok şanslıdır ve çok başarılıdır.

Her şeyi ve herkesi etiketliyor, kategorilere sokuyor, sınıflandırıyor, yargılarımıza göre konuşup değerlendiriyoruz. Oysa bu etiketlediğimiz varlığın etten, kemikten ve duygudan oluşan bir canlı olduğunu, ‘İnsan’ olduğunu unutuyoruz. Böylesi daha kolay geliyor. Empati yapmaya, onun yerine de düşünmeye gerek görmüyoruz.

Bir mühendis eğitim gördüğü alanda birçok teknik sorunu çözebilir, bir öğretmen pek çok çocuğu eğitebilir, bir psikolog kendisine danışan insanlara yol gösterici olabilir, bir doktor da hastalarını iyileştirebilir. Ama bu uzmanlıkları kendilerine de her durumda yardım edecekleri ya da zaafları olmadığı anlamına gelmemeli.
‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ diye bir söz vardır, bilirsiniz. Terzi kendi söküğünü dikemesin zaten, dikemesin ki, birbirimize yabancılaştığımız bu dünyada, birbirimize ihtiyacımız olsun. Birbirimizle buluşacağımız, anlaşıp kaynaşacağımız anlar çoğalsın. Bazen bir hastalıkta, bazen çözemediğimiz bir sorunda, bazen konuşmaya ve anlatmaya ihtiyaç duyduğumuzda. Anlatmak istediğimiz anlar, anlaşılmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz anlardır.

Anlamak ve anlaşılmak için etiketleri kaldırmak lazım, kategorilerin olmaması, birbirimizi  sınıflara ayırmamamız lazım. Başkalarının düşünmemizi istedikleri gibi değil, kendi düşüncelerimize güvenerek görmemiz lazım.

Yunus Emre’nin ‘Yaratılanı hoş gör, Yaratandan ötürü’ dediği gibi; hoş görmek gerek, Birbirimizi daha çok sevmek, daha çok anlamak gerek. Bunu ötekileştirerek yapamayız, birbirimize sırtımızı dönerek, küserek, kırıp dökerek yapamayız.
Kırıp dökülenler cam parçası değil, can parçası. Birimiz bile eksilse yarım kalırız, biraz daha yalnızlaşırız.

Biz birbirimize lazımız. Eşyalara, paraya pula, değil, insana muhtacız.

 
 
 

 

Diğer Yazılar:

 

Tümünü Gör

MAKALELER
MAKALELER

Çocuk&Ergen, Yetişkin, Aile, Eğitim, Anne&Baba ... konulu makaleler.

VİDEOLAR
VİDEOLAR

Video arşivi, TV programları...

FOTOĞRAF GALERİSİ
FOTOĞRAF GALERİSİ

Sunum, seminer, söyleşi, eğitim çalışmalarımıza ait fotoğraflar.

BİZDEN HABERLER
BİZDEN HABERLER

Ne zaman neredeyiz? Bizi bu köşeden takip edebilirsiniz?

BASINDA BİZ
BASINDA BİZ

Bizimle ilgili basında yer alan haber, makale ve görseller...

 
 
 
 

Copyright © 2017 SERAP DUYGULU. Tüm hakları saklıdır. TEKSENWEB :: XML